Uçmakdere

Trakya'dan yolunuz geçtimi, buraları bilirmisiniz? Bizim yolumuz bu günlerde Trakya'ya uzandı ve Tekirdağ da mola verdik...Trakya'yı ve Tekirdağ'ı anlatmak uzun uzun satırlar ister net...Fakat değerli Muhsin Durucan, dörtlüklerinde bakın nasıl söz etmiş Tekirdağ'dan:

Günde dört mevsime havası ayar Demir gibi aydın insanları var Köftesi, üzümü, hububatı da kâr Avrupa'nın bir incisi Tekirdağ. 

Kıyıda martıca kanat vurmaktır Sulhu, şiiri kucaklamaktır Namık Kemal ve Atatürk olmaktır Türkiye'nin bir incisi Tekirdağ. 

Görünesi ve yaşanası yerler...İnsanıyla, tabiatıyla, havasıyla bir başkadır Trakya derler. Tekirdağ'da yaşayan kız kardeşime yaptığım ziyaret biraz uzayacağa benziyor...Buraları gördükten ve keşfedilecek güzelliklerin farkına vardıktan sonra, bir kaç günde bırakıp gitmek açıkçası içime sinmiyor. Birkaç gün önce yaptığımız günü birlik gezimiz içerisinde tuttuğum notları, nihayet bugün bilgisayarımın başına geçerek, derleyip toparlayacağım. Güzel bir geziyi sizlerle paylaşacak olmanın keyfi ve heyecanı üstümde ve diyoruzkii...., Rotamız UÇMAKDERE...
 
Bulutlu bir Cuma sabahı...Tekirdağ puslu ve şehir kendini hırçın bir yaz yağmuruna hazırlar gibi, bir kararıyor bir açıyor. Resim çekme merakımı bilen kız kardeşim ve eşi, bu esrarlı havadan yararlanıp, enteresan fotolar yakalayabileceğim bir yere beni götüreceklerinden söz ettiler...Gereksiz bir huy belki benimkisi lakin, yola çıkmadan önce internetten, gideceğim yer ile ilgili kısa bir bilgi ediniyorum (ilk defa gidiyorsam şayet..) Süpriz biraz bozuluyor lakin huy işte...)) hemen şöyle bir gözattım...Bu Uçmakdere neresiymiş, nasıl bir yermiş. Ve ''Tamamdır..'' dedim. Zaman kaybetmeden yola çıkalım....

Sahil yolunu kullanmaya karar verdikten sonra, Tekirdağ çmertebe yolundan rotamızı, şehrin sahilini yazlık tesisleriyle, kumsallarıyla ve eğlence mekanlarıyla bitiren Altınova, Barbaros ve Kumbağ yoluna çevirdik. Hemen ufak bir anımsatma; Marmara Denizinin en büyük adası olan Marmara Adası ile karşı karşıya olan Tekirdağ, Barbaros beldesinden adaya erişim sağlıyormuş. İstanbul'dan deniz otobüsü ve gemi, Erdek ve Tekirdağ'dan feribotlarla gidilebiliyormuş. Öğrendiğim kadarıyla, balık tutmak isteyenler için idal bir yermiş ada. Mermer ocakları bulunduğundan rutubeti yokmuş. Zeytin ağaçları sarmış dört bir yanını ve Marmara adası; sahıllerı, denizi, tabiatı ve tarihi kalıntıları ile ziyaretçilerine görsel bir şölen sunuyormuş. Sanırım gitmeden, görmeden olmayacak. Ada turunu bir başka programa katarak ilerlemeye devam ediyoruz... Ve KUMBAĞ...Tekirdağ-Şarköy kıyı şeridi üzerindeki bu şirin belde, Ganos dağlarının Marmara kıyılarında bulunmakta. 1993 seneninde belediye olma hakkını ele geçirmiş olan belde, Tekirdağ şehir merkezine 11 kilometre uzaklıkta. İstanbulluların yoğun talep gösterdiği yazlık mekanlardan. Yalnızca İstanbul'un değil, Trakya'nın da tatil ve eğlence mekanı olmuş sanki.... Bir yandan yolumuzun üstündeki bu şirin yerler ile ilgili bilgi topluyorum, bir yandan bol bol foto çekiyorum. Yol ayrımından Naip köyüne doğru ilerliyoruz. Aynı zamanda hava kapattıkça kapattı kendini...Zaman zaman camlarımızı ıslatan yağmur taneleri, hafiften esen rüzgar ve aylardan temmuz:)) Yazın ortasında böyle bir hava...

Köye girer girmez gözlerimiz bir köy kahvehanesi aradı. Çok geçmedi gördüğümüz kahvehaneye girdik ve çay içme arzusu ile siparişimizi verdik...Köy kahveleri...Nede güzellerdir, nasılda sıcak. Çayı bir başka olur, kahvesi bir başka....Tadına doyum olmaz, bilirim...

Hoşgeldiniz deyip, getiriyor küçük çırak çaylarımızı...Çaylarımızı yudumlarken, laf attı diğer masadan bastonu elinde tonton mu tonton yaşlı bir dede...

"- Evlatlar, buralardan mısınız ?" "- Yok dedem"...dedim. "Geze geze Uçmakdere ye gidiyoruz.." " - hımm..iyii iyii..." ! diye konuştu:)) Öylesine, sanki tanırmış gibi bizi ve dedemin o tavrı akılalmaz hoşumuza gitti. Muhabbeti biraz daha uzatmak istedim tonton dedemle. Sordum Naip köyü nesiyle ünlüdür?. Oda anlattı sağolsun. Sebze ve meyve yetiştirilirmiş çoğunlukla. Kirazı ve ekmeğide meşhurmuş hani...Dedemizin muhabbeti çok hoştu fakat yola devam etmek gerek. Güzel köy kahvemızın taze çayları keyfimize keyif kattı ya, fırtına dahi cıksa şu an hiç ehemmiyetli değil...
 
Manzara eşsiz...Dar ve virajlı yolarla tepeye tırmanıyoruz. Bir tarafınız dağ, diğer tarafınız deniz. Karşıda Marmara adası ve Hayırsız ada...Bu yol bana ister istemez, Mersin-Antalya sahil yolundaki virajları anımsattı. Akılalmaz bir şey. Tepede müsait bir yerde durduk. Ve bu görüntüyü ömrüm süresince kaç kere görebilirim ve resmini çekebilirim bilemiyorum fakat...Karşısında söyleyebilecek tek bir söz bulamadım. Denizin üstünde bir yağmur bulutu...Sanırım anlatmam yetersiz kalacak. Dilerseniz yorumları ben size bırakayım.....

Ganos dağlarının eteklerinde yol almaya devam ederken, birbirini takip eden koyları izlemek, temiz havanın, bol oksijenin tadını cıkartmak ve her bir kareyi fotolar ile ölümsüzleştirmek...Doyumsuzluk dedikleri, bu olsa gerek. Zira bu eşsizliğe doyamıyoruz:)) Yola çıkmadan önce internetteki Uçmakdere yazilarının birinde, dikkatimi çeken bir satır olmuştu. Sizinle paylaşmak istiyorum: "Uçmakdere yolu sizi, usta bir ressamın fırçasından çıkan, yağlı boya tablonun içine çekiyor sanki..." Evetttt....Netlikle doğru...Bu manzara karşısında başka bir şey gelmez insanın aklına. Yolu ayrı güzel, kendi ayrı güzel...Çınar ağaçları, ahşap haneleri, pak havası, bozulmamış bakir yapısı, adamcıl güler yüzlü insanıyla, genelde yazılarımızda sıkça kullandığımız "Cennetten bir köşe"...Ne bahtlı evlatlarız ki, böylesine güzellikleri barındıran, cennet bir ülkede yaşıyoruz...

Tarihi, eskilere dayanan Uçmakdere köyünde bir çok tarihi kalıntıya rastlamak olası...Daha önceki ahşap Rum hanelerinin izlerinİ görüyorum, çoğu evin dış yapısında... Daha önceki dönemde ipekböcekçiliği ile uğraşan halkı, gittikçe ipek imalatını bitirmiş. Genelde meyvecilikle uğraşan halk, kendi halinde mütevazi bir hayat yaşıyor bu şirin köyde.
 
Dağ sporlarına merak salanların alaka odağı olmuş Uçmakdere. Yamaç paraşütü bölgede yaygın bir şekilde yapılmakta. Tekirdağ Valiliği ile Tekirdağ Tabiat Sporları ve Havacılık Kulübü tarafından dört senedir tertip eden ve bu yıl de 6-7-8 Mayıs tarihleri arasında gerçilave edişmiş olan, "Tekirdağ Uçmakdere Yamaç Paraşütü Şenliği" artık bir anane haline gelmiş. Bu semalarda süzülmek için, 625 m yükseklikteki Nişantepe'ye çıkmak gerekiyormuş...Burada dört kalkış noktası bulunuyormuş. Doruktan aşağı doğru süzülüp, Ayvasıl koyunda bitiren inişi yaşamak, kimbilir nasıl güzel bir duygudur...Tecrübeden gitmemeliyim diye düşünüyordum ki, havadaki yağmurun şiddeti arttı. Rüzgar da pek müsaade edeceğe benzemiyor. Ben de yamaç paraşütü tecrübemi bir başka güne ertelemeye karar verdim ve o an olması gerekeni yaptım...Kendimi yağmurun altına bıraktım...

Benden şu an için bu kadar...Umarım sizlerin yolu da buralardan geçer...

İyi seyirler...